
Doç.Dr.Metin Meriç
2026 yılı bütçesine dair TBMM’de ve kamuoyunda yürütülen tartışmalar, yalnızca “bütçe büyüklüğü” veya “açık” gibi soyut kavramlar etrafında dönmüyor. Asıl çarpıcı olan, bütçenin ne kadarının faiz ödemelerine ayrıldığı ve bunun ekonominin geri kalan alanlarını nasıl etkilediğidir.
Bütçe tablolarında çoğu zaman tek bir satır gibi görünen faiz giderleri, aslında ekonomik tercihlerin en pahalı sonucudur. 2026 bütçesine bu gözle bakıldığında, faiz yalnızca bir harcama kalemi değil; geçmiş politikaların bugüne düşen faturası ve geleceğin hareket alanını daraltan temel unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
2026 bütçe teklifine göre:
- Toplam bütçe giderleri yaklaşık 18,9 trilyon TL olarak planlanmıştır,
- Bütçe gelirleri ise 16,2 trilyon TL civarında hedeflenmiştir.
Bu büyük bütçenin en dikkat çekici kalemlerinden biri, tam 2,74 trilyon TL’ye varan faiz gideri. Yani:
Her 100 TL’lik harcamanın yaklaşık 14–15 TL’si doğrudan faize ayrılıyor.
Bu tutar sadece bir rakam değil. 2026 bütçesindeki faiz ödemeleri, bir yıl içinde fazla 2,7 trilyon TL ile neredeyse bütçe açığına denk büyüklüktedir!
Bir Yıl Önceye Göre Faiz Artışı
2025 ile karşılaştırıldığında 2026’da faiz giderleri ciddi şekilde artıyor. Bazı analizlere göre faiz ödemeleri, bir önceki yıla göre yaklaşık %40 civarında artışla 2,7 trilyon TL’ye yükselmiş durumdadır.
Bu da demek oluyor ki Türkiye’nin mali planlamasında:
Harcama kalemleri arasında en hızlı yükselenlerden biri faiz giderleri olmuştur.
Faiz Giderleri Artarken Ne Olur?
2026 bütçesinde faiz harcamalarının merkezi bir yer tutması şaşırtıcı değildir. Yüksek enflasyonla mücadele sürecinde uygulanan sıkı para politikası, kamu borçlanma maliyetlerini doğrudan yukarı çekmektedir. Daha yüksek faizle çevrilen iç borç stoku, bütçe üzerinde kalıcı bir baskı yaratmaktadır.
Buradaki kritik nokta şudur:
Faiz giderlerindeki artış, sadece mali disiplinle ilgili bir sorun değildir; aynı zamanda sosyal ve ekonomik tercihlerin yeniden sıralanması anlamına gelir. Çünkü bütçede faiz için ayrılan her ilave kaynak, başka bir alandan—eğitimden, sağlıktan, yatırımdan—çekilip alınmaktadır.
Faiz = Sessiz Yeniden Dağıtım Mekanizması
Faiz harcamaları çoğu zaman teknik bir zorunluluk gibi sunulur. Oysa faiz, gelir dağılımı açısından bakıldığında, sessiz ama güçlü bir yeniden dağıtım mekanizmasıdır. Devletin ödediği faizler, ağırlıklı olarak finansal varlık sahiplerine yönelir. Bu durum, bütçenin yukarı doğru bir gelir transferi işlevi görmesine yol açar.
2026 bütçesi bu açıdan değerlendirildiğinde, faiz ödemelerinin büyüklüğü:
- Ücretli kesimlerin vergi katkısıyla finanse edilmekte,
- Buna karşılık getirisi sınırlı bir toplumsal fayda üretmektedir.
Faiz–Vergi Kıskacı: Çifte Baskı
Faiz giderlerinin yükseldiği bir bütçede iki yol vardır:
Ya vergiler artırılır ya da diğer harcamalar kısılır. 2026 bütçesi açısından her iki ihtimal de ücretliler ve sabit gelirliler için risklidir.
Vergi tarafında dolaylı vergilere yönelim, faiz yükünün toplumun geniş kesimlerine yayılması anlamına gelir. Harcama tarafında ise kamu yatırımlarının ve sosyal transferlerin baskılanması, büyüme potansiyelini ve sosyal dengeyi zayıflatır.
Bu nedenle faiz, yalnızca bir sonuç değil; vergi politikası ve sosyal harcamalar üzerinde zincirleme etkiler yaratan bir merkezî değişkendir.
Para Politikası ile Bütçe Arasındaki İnce Hat
2026 bütçesi, para politikası ile maliye politikası arasındaki uyumun ne kadar kritik olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Sıkı para politikası enflasyonu düşürmeyi hedeflerken, bu politikanın bütçe üzerindeki faiz maliyeti yeterince hesaba katılmazsa, mali alan hızla daralır.
Bu noktada asıl mesele faizden kaçınmak değil; faizin kalıcı hale gelmesini önleyecek güven ortamını tesis etmektir. Güven, yalnızca faiz oranlarıyla değil:
- Öngörülebilir bütçe politikaları,
- Şeffaf borç yönetimi,
- Enflasyonla tutarlı mali duruş
ile sağlanır.
Sonuç: Faiz Ödenir, Ama Bedeli Toplum Belirler
2026 bütçesi bize bir gerçeği net biçimde göstermektedir:
Faiz teknik bir zorunluluktur; ancak faizin büyüklüğü siyasal ve ekonomik tercihlerle belirlenir.
Eğer bütçe, faizi merkeze alan bir yapıdan çıkarılıp üretimi, istihdamı ve gelir adaletini önceleyen bir çerçeveye oturtulamazsa; faiz ödemeleri geleceğin bütçelerini de ipotek altına alır.
Kısacası mesele, “faiz ödeyelim mi?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Faizi yöneten bir bütçe mi kuracağız, yoksa faiz tarafından yönetilen bir bütçeye razı mı olacağız?

Yorumlar kapalı.