Altın Yasaklanarak Değil, Güven İnşa Edilerek Unutturulur

Doç.Dr. Metin Meriç

 

Son dönemde altın ve gümüş fiyatları yükseldikçe, bu yükselişin nereye kadar süreceğine ilişkin tartışmalar da yoğunlaştı. Bir kesim “sert bir düzeltme kaçınılmaz” derken, bir başka kesim kısa süreli duraksamalara rağmen yükselişin devam edeceğini savunuyor. Üçüncü bir görüş ise daha temkinli: Ne büyük bir çöküş ne de kontrolsüz bir sıçrama… Onlara göre bu değerli metaller, bugünkü seviyeleri etrafında dalgalanarak yoluna devam edecek.

Ancak artık konu yalnızca grafiklerden ve teknik analizlerden ibaret değil. Küresel siyasette artan gerilim, yaptırımlar, bölgesel savaşlar ve büyük güçler arasındaki restleşmeler piyasalarda kalıcı bir huzursuzluk yaratıyor. Yaşanan şokların sayısını takip etmek bile zorlaştı. Finansal piyasalar küçük sarsıntılara alışmış olabilir; fakat belirsizlik süreklilik kazandığında, yatırımcılar yeniden bildikleri limana yöneliyor. Bu da altın ve gümüşün geçmişe kıyasla çok daha hızlı değer kazanmasına yol açıyor.

Tam da bu ortamda Türkiye’de tanıdık bir söylem tekrar gündeme geliyor:

“Vatandaş döviz almasın, altın almasın, yastık altındaki birikimler ekonomiye kazandırılsın.”

Kağıt üzerinde mantıklı görünen bu yaklaşım, uygulamada karşılık bulmuyor. Çünkü sorun insanların ikna edilmemesi değil; yaşadıklarını unutmamalarıdır.

Altın sadece bir yatırım aracı değildir

Türkiye’de altın, finansal bir enstrümandan çok daha fazlasıdır. Kültürdür, gelenektir, güvencedir.

Anadolu’da altın bankalardan eskidir. Kadının bileziği, çocuğun geleceği, zor zamanların sessiz sigortasıdır. Bir yandan süs eşyasıdır, diğer yandan “elde tutulur bir güvenlik ağıdır”.

Bu nedenle insanlar altınlarını kolay kolay elden çıkarmaz. Satmaya yanaşmadıkları gibi, çoğu zaman göstermeye bile isteksiz davranırlar.

Talep azalmayınca yöntem değişir:

Önce ithalat sınırlanır, ardından nakit parayla altın alımına kısıtlamalar getirilir. Sektör temsilcilerinin dile getirdiği gibi, bir sonraki adımda altın kazançlarının vergilendirilmesi de gündeme gelebilir.

Peki gerçekten sorun altın mıdır?

Yoksa insanlar neden sürekli altına yönelmek zorunda kalmaktadır?

İnsanlar niçin altına sığınıyor?

Çünkü birikimlerini koruyabilecekleri güvenilir başka bir araç bulmakta zorlanıyorlar.

Altın:

  • Enflasyon karşısında büyük ölçüde değerini koruyor,
  • İdari kararlarla bir gecede erimiyor,
  • Karmaşık finansal bilgi gerektirmiyor,
  • Taşınabiliyor, saklanabiliyor,
  • Çoğu zaman da reel kazanç sağlıyor.

Bu tablo karşısında altına yönelmek bir “spekülasyon” değil, son derece rasyonel bir davranış; hatta bir tür ekonomik hayatta kalma stratejisidir.

Rakamlar çok şey anlatıyor

TÜİK’in uzun dönemli verileri, bu tercihin duygusal değil matematiksel olduğunu açıkça ortaya koyuyor. 2006–2025 arasındaki yirmi yıllık dönemde, enflasyondan arındırılmış reel getiriler şöyle:

  • Külçe altın: %847
  • Dolar: %11
  • Euro: %9
  • BIST 100: sıfıra yakın
  • TL mevduat: –%42
  • Devlet tahvilleri (DİBS): –%65 civarı

Başka bir ifadeyle; TL’de kalan kaybetmiş, faize güvenen yıpranmış, devlete borç veren ciddi ölçüde fakirleşmiş. Altın alanlar ise tüm dalgalanmalara rağmen uzun vadede açık ara kazançlı çıkmış.

Bu tablo ortadayken “insanlar neden altın alıyor?” diye sormak, sağanak yağmur altında kalan birine “neden şemsiye açtın?” demekle aynı şeydir.

Asıl kopuş 2016’dan sonra yaşandı

2006–2015 dönemi görece dengeliydi. Farklı yatırım araçları arasındaki reel getiriler birbirine yakındı, kayıplar sınırlıydı.

Ancak 2016’dan sonra, özellikle 2021 sonrasında tablo dramatik biçimde değişti:

  • TL cinsi yatırım araçları reel olarak sert şekilde değer kaybetti,
  • Mevduat yaklaşık %59,
  • DİBS yaklaşık %74 kayıp yazdı,
  • Altın ise aynı dönemde %358 reel kazanç sağladı.

Toplumun hafızasında kalan da işte bu son yıllar oldu. Kimse on beş yıl önceki görece istikrarı değil, son birkaç yılın ekonomik sarsıntısını hatırlıyor.

Güven yasakla oluşmaz

Altın talebini yasaklarla, kotalarla ya da vergi tehditleriyle bir süre baskılanabilir. Ama güven bu yolla inşa edilemez.

İnsanlar altını sevdikleri için değil, başka çare göremedikleri için alıyor.

Kalıcı çözüm ise bambaşka yerde:

  • Enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek,
  • Türk lirasına uzun vadeli güven kazandırmak,
  • Tasarruf sahibini gerçekten koruyan finansal ürünler geliştirmek,
  • Ekonomik kuralları sık sık değiştirmemek.

Bunlar yapılmadıkça;

  • Altın ithalatı kısıtlanır → talep yön değiştirir ama bitmez.
  • Nakit alım yasaklanır → başka yollar bulunur.
  • Vergi konur → kayıt dışılık büyür.

Ama altına yöneliş sona ermez.

Çünkü bu bir “sevda” değil, belirsizlik çağında insanların kendilerini koruma refleksidir.

Kaynak: Alaattin AKTAŞ, EKO ANALİZ.

Yorumlar kapalı.