Doç.Dr. Metin Meriç
2026 yılına girerken küresel ekonomide büyüme yeniden hız kazanıyor. Pandemi sonrası toparlanma, jeopolitik şoklar ve sıkı para politikalarının ardından birçok ülkede büyüme oranları yeniden pozitif bir patikaya yerleşmiş durumda. Türkiye de bu dalganın dışında değil. Ancak asıl soru şu: Bu büyüme toplumun tamamına mı yayılıyor, yoksa sadece belirli kesimlerin gelirini mi artırıyor?
Büyüme ve bölüşüm: Eski tartışma, yeni gerçeklik
İktisat literatüründe uzun yıllar boyunca büyümenin zamanla gelir dağılımını iyileştireceği varsayılmıştır (Kuznets hipotezi). Ancak son yıllarda hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan tablo, bu ilişkinin otomatik olmadığını açık biçimde gösteriyor.
2026 itibarıyla gözlenen temel eğilim şudur: Büyüme var, fakat eşit dağılmıyor.
Bunun arkasında üç temel mekanizma öne çıkıyor:
- Enflasyon-büyüme bileşimi: Reel gelir aşınması
Yüksek enflasyon ortamında gerçekleşen büyüme, kağıt üzerinde güçlü görünse de reel gelirler açısından yanıltıcıdır. Türkiye gibi enflasyonun hâlâ görece yüksek seyrettiği ekonomilerde, büyümenin önemli bir kısmı nominal genişlemeden kaynaklanmaktadır.
Bu durumda:
- Sabit gelirli kesimlerin alım gücü geriler
- Ücret artışları enflasyonun gerisinde kalır
- Sermaye gelirleri (özellikle finansal ve gayrimenkul) daha hızlı artar
Sonuç: Büyüme, alt gelir gruplarına yansımadan yukarı doğru yoğunlaşır.
- Ücret dinamikleri ve “geçiş katsayısı” sorunu
Literatürün gösterdiği gibi, beklenen enflasyonun ücretlere geçiş katsayısı sınırlıdır. Yani çalışanlar enflasyonu öngörse bile ücretler aynı hızda artmaz.
Bu durum 2026’da şu sonucu doğuruyor:
- Reel ücretler baskılanıyor
- İşgücü gelirinin milli gelir içindeki payı düşüyor
- Büyümeden alınan pay sermaye lehine kayıyor
Özellikle düşük vasıflı işlerde bu etki daha belirgin. Çünkü:
- Pazarlık gücü zayıf
- Sendikalaşma oranı düşük
- Ücret ayarlama sıklığı sınırlı
Dolayısıyla büyüme olsa bile “çalışarak zenginleşme” kanalı zayıflıyor.
- Varlık fiyatları ve servet etkisi
2026’da büyümenin en belirgin etkilerinden biri varlık fiyatlarındaki artış üzerinden görülüyor:
- Konut fiyatları
- Finansal varlıklar
- Altın ve diğer güvenli limanlar
Bu artışlar:
- Zaten varlık sahibi olan kesimleri zenginleştirir
- Hiç varlığı olmayanları sistemin dışında bırakır
Böylece gelir eşitsizliği zamanla servet eşitsizliğine dönüşür. Bu ise çok daha kalıcı bir sorundur.
Türkiye özelinde: Büyüme neden eşitsiz dağılıyor?
Türkiye’de 2026 itibarıyla büyümenin gelir dağılımına sınırlı yansımasının yapısal nedenleri şunlardır:
- Yüksek ve oynak enflasyon
- Nominal ücret katılıkları
- Asgari ücret etrafında sıkışan ücret yapısı (wage compression)
- Kayıt dışılık ve düşük verimlilik
- Vergi sisteminin dolaylı vergilere aşırı bağımlılığı
Bu yapı içinde büyüme:
- Ücretliler için yeterince kapsayıcı olmaz
- Transfer mekanizmalarıyla telafi edilmeye çalışılır
- Ancak bu da mali sürdürülebilirlik sorunlarını büyütür
Kritik soru: Büyüme neden “kapsayıcı” değil?
Çünkü büyümenin niteliği belirleyicidir.
2026’da gözlenen büyüme modeli:
- Tüketim ve kredi odaklı
- Verimlilik artışı sınırlı
- Teknolojik dönüşüm eşitsiz
Bu model, kısa vadede büyüme üretir; fakat uzun vadede eşitsizlik üretir.
Ne yapılmalı? Politika perspektifi
Gelir dağılımını iyileştiren bir büyüme için üç temel politika alanı öne çıkmaktadır:
- Ücret mekanizmasının güçlendirilmesi
- Enflasyona duyarlı ücret endeksleme
- Pazarlık gücünü artıran kurumsal düzenlemeler
- Düşük ücret tuzağını kıran beceri politikaları
- Vergi ve transfer sistemi reformu
- Dolaylı vergilerin payının azaltılması
- Hedefli sosyal transferlerin artırılması
- Negatif gelir vergisi benzeri mekanizmalar
- Servet ve varlık politikaları
- Konut erişimini kolaylaştıran düzenlemeler
- Finansal kapsayıcılık
- Uzun vadeli tasarruf araçlarının yaygınlaştırılması
Son söz: Rakamlar büyürken toplum küçülmesin
2026 bize bir gerçeği tekrar hatırlatıyor: Büyüme tek başına refah demek değildir.
Eğer büyüme:
- Reel ücretlere yansımıyorsa
- Alt gelir gruplarını yukarı taşımıyorsa
- Fırsat eşitliğini güçlendirmiyorsa
o zaman sadece istatistiksel bir başarıdır.
Gerçek başarı ise şudur: Büyümenin herkesin hayatına dokunması.
Aksi halde ekonomi büyürken toplum küçülür.

Yorumlar kapalı.