Büyüme Var Ama Nasıl?

Doç.Dr. Metin MERİÇ

 

2025’in Son Çeyreğine Girerken Türkiye Ekonomisi Ne Söylüyor?

Türkiye ekonomisi 2025 yılını büyümeyle kapatıyor, bunda kuşku yok. Ancak asıl mesele artık “büyüyor muyuz?” değil, “nasıl büyüyoruz ve nereye doğru?” sorusunda düğümleniyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ekonomi yılın ikinci çeyreğinde %4,9’a (revize) ulaşan güçlü bir büyüme sergiledi. Üçüncü çeyrekte ise bu hız %3,7’ye geriledi. İlk bakışta bu tablo bir yavaşlama gibi görünüyor. Oysa biraz yakından bakıldığında karşımıza çıkan şey bir durgunluk değil; daha çok yüksek hızdan orta vitese geçiş.

İç talep hâlâ sahnede

İkinci çeyrekte büyümeyi adeta sırtlayan hanehalkı tüketimi, üçüncü çeyrekte de %4,8’lik artışla sahneden inmedi. Parasal sıkılaşmanın üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen tüketim hâlâ canlıysa, burada iki ihtimali konuşmak gerekir:

Birincisi, gelir ve beklenti kanalı hâlâ güçlü çalışıyor. İkincisi ve daha önemlisi, dezenflasyonun talep ayağı beklenenden daha yavaş işliyor. Bu tablo, para politikasının “rahatladığı” değil, tam tersine temkinli kalmak zorunda olduğu bir zemin yaratıyor.

Yatırım artışı: iyi haber, ama şartlı

Üçüncü çeyreğin belki de en dikkat çekici verisi sabit sermaye yatırımlarındaki %11,7’lik artış. Bu, büyümenin yalnızca tüketime yaslanmadığını; yatırım kanalının da devrede olduğunu gösteriyor.

Ancak burada kritik bir ayrım var:

Eğer bu yatırımlar ağırlıklı olarak inşaat ve yeniden inşa kaynaklıysa, büyümeye katkı kısa vadede güçlü olur ama verimlilik etkisi sınırlı kalır. Buna karşılık makine-teçhizat ve teknoloji yatırımları artıyorsa, bu büyüme daha kalıcı bir karakter kazanır. Dördüncü çeyrek verileri bu ayrımı daha net görmemizi sağlayacak.

Dış denge yine alarm veriyor

Üçüncü çeyrekte ihracat %0,7 gerilerken ithalat %4,3 arttı. Yani klasik tablo:
İç talep canlanıyor → ithalat artıyor → net ihracat büyümeyi aşağı çekiyor.

Bu yapı, Türkiye’nin kronik meselesi olan “iç talep ile büyüyen ama dış dengeyle zorlanan” modelin hâlâ değişmediğini gösteriyor. Büyüme var; fakat döviz kazandırıcı kapasite aynı hızda artmıyorsa bu büyümenin maliyeti yükseliyor.

Tarımın sessiz ama sert mesajı

Üçüncü çeyrekte tarım sektörü %12,7 daraldı. Bu rakam büyüme manşetlerinde geri planda kalıyor ama enflasyon tartışmasının tam merkezinde duruyor. Çünkü tarımdaki bu daralma, gıda arzı ve fiyatları üzerinden önümüzdeki aylara taşınacak bir risk anlamına geliyor.

Bu da bize şunu söylüyor: Dördüncü çeyrekte büyüme yavaşlasa bile, enflasyon otomatik olarak düşmeyebilir.

Peki dördüncü çeyrekte ne olur?

Mevcut tabloyu alt alta koyduğumuzda 2025’in son çeyreği için makul senaryo şu:

  • İç talep var ama ivmesi azalıyor
  • Yatırımlar güçlü ama seçici
  • Dış ticaret hâlâ negatif
  • Tarım kaynaklı arz sorunları sürüyor

Bu çerçevede 2025 IV. çeyrek büyümesinin %3,0 – %3,5 bandında gerçekleşmesi en olası senaryo gibi duruyor. Ne ikinci çeyrek kadar güçlü ne de sert bir yavaşlama.

Bu da yılın tamamında büyümenin %3,5 civarında şekillenmesine işaret ediyor.

Merkez Bankası neden rahatlayamıyor?

Tam da bu noktada para politikası tartışması kilitleniyor. Ekonomi %3’ün üzerinde büyürken, tüketim hâlâ canlıyken ve tarım arzı sorunluyken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın “hızlı faiz indirimi” alanı doğal olarak daralıyor.

Yani mesele faiz indirimi isteyip istememek değil; indirimin maliyetinin ne olacağı.

Son söz

2025’in son çeyreğine girerken Türkiye ekonomisi ne frene basmış durumda ne de kontrolden çıkmış. Ama hâlâ aynı soruyu bize soruyor: “Bu büyüme modeliyle ne kadar yol alabiliriz?”

Eğer büyüme yine ağırlıkla iç talep ve ithalat üzerinden gidiyorsa, bu yol uzun değil.
Ama yatırımın niteliği yükselir, ihracat kapasitesi güçlenir ve tarım gibi “sessiz sektörler” ihmal edilmezse, o zaman bu büyüme sadece bir rakam değil, bir hikâye haline gelebilir.

2025’in dördüncü çeyreği, işte bu hikâyenin hangi yöne evrileceğini gösterecek.

 

Yorumlar kapalı.