Emeklinin Görünmeyen Maaşı: Kök Aylık Gerçeği

Doç. Dr. Metin Meriç

 

Türkiye’de milyonlarca emekli her zam döneminde aynı şaşkınlığı yaşıyor: Enflasyon açıklanıyor, artış oranı duyuruluyor ama maaş çoğu zaman yerinde sayıyor. Kâğıt üzerinde zam var, cüzdanda yok. Bu çelişkinin merkezinde teknik gibi görünen ama hayatın tam ortasında duran bir kavram bulunuyor: kök maaş.

Kök maaş, emeklinin çalışma hayatı boyunca ödediği primlere, bildirilen kazançlarına ve aylık bağlama oranlarına göre SGK’nın hesapladığı gerçek aylıktır. Yani emeğin karşılığıdır. Bankaya yatan para ise çoğu zaman bundan ibaret değildir. Devlet, kök maaşı düşük kalanları korumak için bir de taban aylık uygular. Eğer kök maaş taban aylığın altındaysa, aradaki fark bütçeden tamamlanır.

Bugün taban aylık örneğin 10.000 TL civarındayken, emeklilerin yaklaşık yarısının kök maaşı 6.000-8.000 TL bandındadır. Bu ne anlama geliyor? Basit bir örnekle bakalım.

Ahmet Bey’in kök maaşı 6.400 TL olsun. Devletin belirlediği taban aylık 10.000 TL ise, aradaki 3.600 TL Hazine tarafından tamamlanır ve Ahmet Bey her ay 10.000 TL alır. Şimdi yıllık enflasyonun yüzde 30 olduğunu varsayalım. Yasal zam kök maaşa uygulanır. 6.400 TL yüzde 30 artar ve 8.320 TL olur. Ama taban aylık hâlâ 10.000 TL’dir. Bu durumda devletin ödediği fark 3.600 TL’den 1.680 TL’ye düşer. Ahmet Bey’in eline geçen para değişmez: yine 10.000 TL.

Yani teknik olarak zam vardır ama ekonomik olarak yoktur. Bu nedenle milyonlarca emekli “zam almayan emekli” konumuna düşmektedir.

Peki kök maaşlar neden bu kadar düşük? Bunun temel nedeni, özellikle 2008 sonrası emeklilik sisteminde yapılan değişikliklerdir. Aylık bağlama oranları ciddi biçimde düşürüldü, prime esas kazançlar uzun yıllar asgari ücret düzeyinde bildirildi, güncelleme katsayıları zayıflatıldı. Sonuçta otuz yıl çalışan bir kişinin kök maaşı bile bugün çoğu zaman asgari ücretin altında hesaplanabilir hale geldi.

Kök maaşın enflasyon kadar “gerçekten” artmamasının bir başka nedeni de bütçe gerçeğidir. Türkiye’de yaklaşık 9 milyon emekli taban aylık veya ona çok yakın bir maaş almaktadır. Devletin bu kesime yaptığı yıllık tamamlayıcı ödeme yüz milyarlarca lirayı bulmaktadır. Eğer kök maaşlar ciddi biçimde yükseltilirse, milyonlarca kişi taban aylığın üzerine çıkar ve bu geçici tamamlamalar kalıcı maaşa dönüşür. Bu da SGK açıklarını ve bütçe yükünü kısa sürede katlayarak artırır. Bu nedenle sistem fiilen şöyle çalışmaktadır: Kök maaş artırılır, ama taban aylığın altında tutulur.

Bu noktada şu soru ortaya çıkar: Madem sistem böyle, taban aylık neden var?

Çünkü başka türlü tablo çok daha sert olurdu. Türkiye’nin çalışma hayatı kayıt dışılık, eksik prim ve düşük kazanç bildirimiyle dolu. Eğer taban aylık uygulanmasaydı, bugün milyonlarca emeklinin maaşı 6.000-7.000 TL düzeyinde kalacak, bu da geniş bir yaşlı yoksulluğu anlamına gelecekti. Taban aylık, bu açıdan bir sosyal tampon görevi görmektedir. Ancak bu durum aynı zamanda kök maaşı görünmez hale getiren, emeğin karşılığını silikleştiren bir yan etki de yaratmaktadır.

Bir başka sık sorulan soru da şudur: Neden herkese ödediği prim oranında maaş veremiyoruz?

Teoride bu son derece adil görünür. Pratikte ise Türkiye’nin mevcut yapısı buna izin vermemektedir. Çünkü sistem birikim esasına değil, dağıtım esasına dayanır; yani bugünün çalışanlarının ödediği primler bugünün emeklilerine ödenir. Geçmişte milyonlarca kişi düşük primle çalışmış ve emekli olmuştur. Eğer bugün tam prim karşılığı maaş verilseydi, milyonlarca emeklinin geliri dramatik biçimde düşerdi. Ayrıca hızla yaşlanan nüfus, böyle bir modeli finansal olarak da sürdürülemez kılmaktadır. Tam prim karşılığı maaş için ya primlerin çok ciddi artırılması ya emeklilik yaşının sert biçimde yükseltilmesi ya da bütçeden devasa kaynak aktarılması gerekir ki, bunların hiçbiri kısa vadede gerçekçi değildir.

Ortaya çıkan tablo bir kısır döngüdür: Kök maaş düşük kalır, taban aylıkla tamamlanır, zam hissedilmez, prim ödeme motivasyonu zayıflar, sistem daha da düşük kök maaş üretir.

Bugün Türkiye’de emeklilik sistemi fiilen iki maaş üretmektedir: Kâğıt üzerindeki kök maaş ve fiilen geçinilen taban aylık. Her zam döneminde büyüyen asıl soru da budur: Biz hangi maaşla emekliyiz?

Gerçek çözüm, taban aylığı sürekli artırmakta değil; kök maaşı yeniden sistemin merkezine koymaktadır. Uzun süre çalışan gerçekten daha fazla almalı, primle maaş arasındaki bağ güçlenmeli, sosyal destek ise emekli maaşının içine gizlenmek yerine ayrı ve şeffaf bir mekanizma olarak yürütülmelidir. Her emeklinin ne karşılığı ne kadar maaş aldığı açık olarak bordrolarda gösterilmelidir.

Emeklilik bir sosyal yardım değildir; ertelenmiş ücrettir. Kök maaş da bu ücretin aynasıdır. Ayna bu kadar buğuluyken, sistemin adil görünmesini beklemek zor.

Yorumlar kapalı.