Gelir Eşitsizliği Ergen Zorbalığını Arttırıyor mu?

Doç.Dr. Metin Meriç

 

Zorbalık dendiğinde akla çoğu zaman bireysel sorunlar gelir: “agresif çocuk”, “problemli aile”, “okul disiplini”. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar bize şunu söylüyor: zorbalık yalnızca bireysel bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir aynadır. Bu ayna, özellikle gelir eşitsizliğinin derin olduğu ülkelerde çok daha net bir tablo sunuyor.

Ergen zorbalığı bugün dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu. Ancak dikkat çekici olan şu: Bu zorbalık her yerde aynı sıklıkta görülmüyor. Gelir dağılımının daha adil olduğu ülkelerle, eşitsizliğin derinleştiği ülkeler arasında belirgin farklar var. Yapılan kapsamlı bir araştırma, ergen zorbalığının ülkeler arası farklılıkların yaklaşık üçte birinin gelir eşitsizliğiyle ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor.

Eşitsizlik Büyüdükçe Statü Kaygısı Artıyor

Ekonomik büyüme belirli bir noktaya kadar toplumların refahını artırıyor. Ancak kişi başına gelir belli bir seviyeyi aştığında, daha fazla büyümenin toplum sağlığına katkısı sınırlı kalıyor. Buna karşılık gelir eşitsizliği arttıkça, sağlık sorunları, ruhsal problemler ve sosyal gerilimler daha görünür hâle geliyor.

Bu durum ergenler için de geçerli. Eşitsizliğin yüksek olduğu toplumlarda gençler, yalnızca akademik başarıyla değil, statüyle de daha fazla meşgul oluyor. Kim daha güçlü, kim daha “üstte”, kim daha görünür? İşte zorbalık tam da bu noktada devreye giriyor. Bazı ergenler için zorbalık, akran hiyerarşisinde yer kazanmanın ya da mevcut konumu korumanın bir aracı hâline geliyor.

Zorbalık Sadece Yoksulların Meselesi Değil

Toplumda yaygın bir kanaat vardır: Zorbalık daha çok dezavantajlı kesimlerden çıkar. Oysa veriler bu algıyı sorgulatıyor. Araştırmalar, hem düşük hem de yüksek sosyoekonomik gruptaki ergenlerin, orta gelir grubundaki akranlarına kıyasla daha yüksek zorbalık riski taşıdığını gösteriyor.

Özellikle gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde, varlıklı ailelerden gelen ergenlerin zorbalığa daha sık karıştığı dikkat çekiyor. Bu durum, özellikle ekonomik dönüşümler sonrası ortaya çıkan “yeni zenginler” olgusuyla ilişkilendiriliyor. Maddi imkanların hızla arttığı, ancak sosyal ve kültürel sermayenin aynı hızda gelişmediği bu ortamlarda, statü kaygısı daha da keskinleşiyor.

Bu bağlamda literatürde “yeni zengin” olarak adlandırılan bir grup öne çıkıyor. Bu gençler için zorbalık, bazen yalnızca bir güç gösterisi değil; statüyü koruma refleksi hâline gelebiliyor.

Çözüm Nerede?

Ergen zorbalığıyla mücadelede elbette okul temelli ve bireysel müdahaleler önemli. Ancak bu yeterli değil. Sorunun kökeninde yatan eşitsizlikleri görmezden gelerek, kalıcı bir çözüm üretmek mümkün değil.

Gelir dağılımını daha adil hâle getiren, sosyal refahı güçlendiren, gençlere yalnızca rekabet değil dayanışma duygusu da aşılayan politikalar, zorbalığı önlemede kritik rol oynuyor. Üstelik bu müdahaleler yalnızca dezavantajlı gençleri değil, eşitsizliğin yarattığı statü baskısı altında kalan varlıklı ergenleri de kapsamalı.

Çünkü gelir eşitsizliği sadece cüzdanları değil, okul bahçelerini, sınıfları ve gençlerin ruh dünyasını da derinden etkiliyor.

Yorumlar kapalı.