
Doç.Dr. Metin Meriç
Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı kelimeleri arasında yer alan “vicdani körlük” ifadesi, sadece dilsel bir tercih değil; aynı zamanda güçlü bir toplumsal teşhis niteliği taşıyor. Çünkü bu kavram, içinde yaşadığımız çağın belki de en yaygın ama en az konuşulan ahlaki hastalığını tek bir ifadeyle özetliyor: Görüp de görmemek. Bilip de bilmezden gelmek.
Vicdani körlük, cehalet değildir. Aksine, bilginin, tanıklığın ve farkındalığın olduğu yerde ortaya çıkar. İnsan, olan biteni görür; ama çıkarı, konforu, korkusu ya da alışkanlığı uğruna etik reflekslerini askıya alır. Bu yönüyle vicdani körlük, basit bir duyarsızlık değil; aktif bir ahlaki geri çekilme hâlidir.
Normalleşen Kayıtsızlık
Bugün toplumsal hayatta yaşanan pek çok adaletsizlik -yoksulluk, şiddet, mobbing, ayrımcılık, doğa tahribatı- çoğu zaman gizli değildir. Tam tersine, gözümüzün önünde yaşanır. Sosyal medyada, haberlerde, günlük konuşmalarda sürekli karşımıza çıkar. Ancak bu tekrar, zamanla bir alışma yaratır. Alışmak ise vicdanın en sessiz düşmanıdır.
Vicdani körlük tam da burada devreye girer:
“Benim başıma gelmedi” “Ben ne yapabilirim ki?” “Daha büyük sorunlar var.”
Bu cümleler, ahlaki bir savunma değil; ahlaki geri çekilmenin gerekçeleridir.
Kurumsal Vicdani Körlük
Vicdani körlük yalnızca bireylere özgü değildir; kurumlar da körleşebilir. Hatta çoğu zaman asıl tehlikeli olan, kurumsallaşmış vicdani körlüktür. Bir işyerinde herkesin bildiği hâlde görmezden gelinen bir zorbalık, bir kamu kurumunda “usulüne uygun” denilerek ötelenen bir adaletsizlik ya da “mevzuat” arkasına saklanan etik ihlaller…
Kurallar vardır ama adalet yoktur. Prosedürler işler ama vicdan işlemez.
İşte bu noktada sistem, yanlışları üretmez; yanlışlara alışır.
Dijital Çağda Vicdanın Sessizliği
Dijital çağ, paradoksal biçimde hem en fazla tanıklık ettiğimiz hem de en az sorumluluk hissettiğimiz çağdır. Bir haksızlığı izleriz, paylaşırız, yorum yaparız, sonra geçer gider.
Tepki vermek, çoğu zaman sorumluluk almanın yerine geçer. Böylece vicdan, eylemle değil, sembolle tatmin edilir.
Bu durum, vicdani körlüğü daha da görünmez kılar. Çünkü kişi kendini “duyarlı” zannederken, aslında hiçbir şey değişmemiştir.
Körlük Mü, Konfor Mu?
Belki de asıl soru şudur: Vicdani körlük gerçekten bir körlük mü, yoksa bilinçli bir konfor tercihi mi?
Çünkü vicdan görmek isterse görür. Ama görmek bedel ister. Sessiz kalmak ise çoğu zaman güvenlidir.
TDK’nın bu kelimeyi seçilecekler arasına koyması da tam da bu nedenle önemlidir. Bu seçim, topluma yöneltilmiş bir ayna gibidir:
“Neye bakıyorsun ama neyi görmüyorsun?”
Son Söz
Vicdani körlük, bir anda ortaya çıkmaz; yavaş yavaş yerleşir. Küçük suskunluklarla, küçük kabullenişlerle, küçük “benden uzak”larla büyür. Ve bir noktadan sonra, artık sadece haksızlıklar değil, vicdanın kendisi görünmez olur.
Belki de 2025’in seçilmesi gereken kelimesi bu yüzden “vicdani körlük” olabilirdi.
Çünkü, görmenin yetmediği, sorumluluk almanın gerektiği bir çağda yaşıyoruz.

Yorumlar kapalı.