
Dr. Sakinatou Mashoud
Kamerun, Fildişi Sahili ve Tanzanya Üzerine Bir İnceleme
2025 yılında Kamerun, Fildişi Sahili ve Tanzanya’da yapılan başkanlık seçimleri, muhalefet figürlerinin dışlanması ve zulme uğramasıyla damgasını vuran, endişe verici politik dinamikleri ortaya koymuştur. Bu olaylar, giderek belirginleşen bir demokratik krizle sonuçlanmış ve mevcut rejimlerin meşruiyeti konusunda eleştirilerin artmasına neden olmuştur. Her bir ülkede, seçim öncesi dönemde önemli muhalefet liderlerinin sistematik olarak dışlanması, seçim rekabetinin kasıtlı bir şekilde engellenmesine yol açan bir siyasi mantığı pekiştirmiştir. Bu olgu, Schedler (2006) tarafından tanımlanan “seçimsel otoritarizm” kavramı çerçevesinde ele alınabilir. Bu bağlamda, seçimler düzenlense de, bunlar gerçek bir rekabetten yoksundur, çünkü iktidardaki rejimler siyasi alanı sıkı bir şekilde kontrol etmekte ve muhalif sesleri susturmaktadır. Demokratik bir cepheyi sürdürmeyi amaçlayan bu uygulama, esasen mevcut iktidarın devamını sağlamak için tasarlanmış, aynı zamanda tehdit olarak görülen muhalifleri marjinalleştirmeyi amaçlamaktadır.
Ayrıca, bu ülkelerdeki seçim sonuçları, halkın protestolarına ve bazı durumlarda seçim sonrası şiddet olaylarına yol açmıştır. Bu protestoların şiddet düzeyi ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, Kamerun ve Tanzanya’da seçim sonuçlarının tartışmalı olması sonrası büyük çapta isyanlar patlak vermiştir. Bu isyanlar, oy hırsızlığına dair sürekli olarak yapılan suçlamalarla körüklenmiştir. Fildişi Sahili’nde ise, protestolar görece daha sınırlı olsa da, düşük katılım oranı ve güçlü bir muhalefetin yokluğu, seçim sürecinin güvenilirliği konusunda soru işaretleri yaratmıştır. Bu makale, Dahl (1971), Schedler (2006) ve Levitsky ve Way (2010) tarafından önerilen teorik çerçevelere dayanarak, bu rejimlerin, biçimsel olarak demokrasiye sahip olmalarına rağmen, aslında nasıl seçimsel otokrasiler olarak işlediğini incelemektedir. Seçimlerin geçerliliğini ve seçim süreçlerinin bütünlüğünü sorgulayarak, bu rejimlerin, demokratik ilkeleri hiçe sayarak, iktidarda kalmak için demokratik mekanizmaları nasıl manipüle ettiğini vurgulamayı amaçlamaktadır.
Adayların Dışlanması ve Muhalefet Figürlerinin Tutuklanması
Fildişi Sahili, Kamerun ve Tanzanya’daki seçim süreçlerinin ortak ve belirleyici öğelerinden biri, siyasi alanın kısıtlanması ve muhalefet liderlerinin tutuklanmasıdır. Andreas Schedler (2006), bu olguyu “seçimsel otoritarizm” teorisiyle açıklamaktadır. Ona göre, otoriter rejimler, gerçek bir demokratik değişim sağlamak amacıyla değil, iktidarlarını meşrulaştırmak için seçimler düzenlerler; bu seçimler, gerçekte var olmayan bir çoğulculuk görüntüsü vermek için kullanılır. Seçimsel otoritarizmin temel stratejilerinden biri, “rekabetçi dışlama”dır. Kamerun, Fildişi Sahili ve Tanzanya örneklerinde, seçim öncesi süreçlerin izlediği yol benzer bir çizgide ilerlemiştir. Mevcut rejimler, muhalefet adaylarını dışlamak için kurumsal araçlar kullanmış ve yeniden seçilmelerini güvence altına almak amacıyla seçim süreçlerini manipüle etmiştir. Bu strateji, seçim kurullarını, anayasa mahkemelerini vb. kurumsal yapıları sıkı bir şekilde kontrol ederek seçimlerin rekabetten yoksun hale gelmesine yol açmaktadır; böylece rejimler, demokratik bir sürecin maskesi altında iktidarlarını sürdürme fırsatı bulmuşlardır.
Kamerun’da, ana muhalefet lideri Maurice Kamto’nun, ELECAM (Seçim Komisyonu) ve Anayasa Mahkemesi tarafından dışlanması, teknik nedenlere dayandırılmıştır. Ancak, bu iddiaları destekleyecek somut delillerin olmaması, siyasi motivasyonların olduğuna dair şüpheleri ortaya çıkarmıştır. Kamerun seçim sistemi, tarafsız bir hakem olmaktan çok, Başkan Paul Biya’ya gerçek bir rakip oluşturabilecek bir muhalefet liderini dışlamak için kullanılan bir kontrol aracına dönüşmüştür. Fildişi Sahili’nde ise, Laurent Gbagbo ve Guillaume Soro gibi adayların reddedilmesi, benzer bir mantıkla, hukuki veya idari gerekçelere dayandırılmış olsa da, aslında Alassane Ouattara’nın iktidarını sürdürebilme arzusuyla şekillenen bir dışlamadır. Bu dışlamalar, seçimleri bir formaliteye indirgemekte ve rejimlerin otoritelerini pekiştirmelerine olanak tanımaktadır. Tanzanya’da ise durum benzer şekilde, Samia Suluhu Hassan’ın yeniden seçildiği bir ortamda, özellikle Chadema Partisi ve lideri Tundu Lissu’nun baskı altına alınması ile şekillenmiştir. Lissu, başkanlık için aday olmuşken hıyanet suçlamasıyla tutuklanmış, diğer muhalefet liderleri ise seçimlere katılmaktan alıkonulmuştur. Medyaların kapatılması ve kitlesel tutuklamalar, baskı atmosferini daha da güçlendirmiştir. Suluhu Hassan’ın %97-%98 oranında kazandığı seçimler, tam bir seçim kontrolünün izlenimlerini pekiştirmiştir. Kamerun, Fildişi Sahili ve Tanzanya örneklerinde, seçim kurallarının manipülasyonu ve muhalefetin baskı altına alınması, Dahl’ın (1971) demokratik ilkelerini derinden sarsmış ve seçimlerin gerçek bir demokrasiye dönüşmesini engellemiştir.
Seçimsel Otoritarizmin Bir Sonucu Olarak Seçim Sonrası Şiddet ve Protestolar
Levitsky ve Way (2010) tarafından ortaya konan “seçimsel otoritarizm” kavramı, demokratik kurumların var olduğu fakat iktidarın devlet kaynaklarını, medyayı ve hukuku sistematik biçimde muhalefete karşı avantaj sağlamak için kullandığı siyasi rejim tiplerini tanımlar. Böyle rejimlerde çok partili seçimler düzenli olarak yapılmakla birlikte, muhalefetle iktidar arasındaki siyasi alan eşit değildir ve seçim sonuçları genellikle iktidarın lehine şekillenir. Bu nedenle bu rejimler, demokratik kurumları biçimsel olarak sürdürseler bile liberal demokrasi değerlerine tam olarak uymamaktadır. Kamerun’da, 2025 yılında Paul Biya’nın (Paul Biya 43 yıldır iktidarda ve 2025 itibarıyla dünyadaki görevdeki en yaşlı devlet başkanıdır) yeniden seçilmesi, muhalefetin dışlanması ve baskı altına alınmasıyla bu modeli mükemmel bir şekilde sergilemektedir. Hükümet, seçimleri meşruiyetini savunmak için bir araç olarak kullanmakta, ancak gerçek bir rekabetin oluşmasına engel olmaktadır. Bu uygulama, seçim sonuçlarının reddedilmesine ve seçim sonrası protestoların patlak vermesine yol açmaktadır.
Seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından, Kamerun, geniş çapta kitlesel protestolarla sarsılmıştır. Biya hükümetinin eski bakanlarından Tchiroma ve diğer bazı önde gelen figürler, seçim sonuçlarını reddetmiş ve seçim sürecindeki usulsüzlükleri, özellikle de oy hırsızlığına dair suçlamaları ve bağımsız gözlemcilerin yokluğunu gündeme getirmiştir. Douala, Yaoundé ve Garoua gibi büyük şehirlerdeki protestolar, güvenlik güçleri tarafından sert bir şekilde bastırılmış; biber gazı, su topu ve bazı raporlara göre gerçek mermilerle müdahale edilmiştir. Bu sert baskılar sonucunda ölümler ve yüzlerce tutuklama yaşanmıştır. Bu şiddetli müdahale, demokratik sürecin ne kadar kırılgan olduğunu ve iktidarın, halkın tepkilerini bastırmak için zorla müdahale etmeye kararlı olduğunu ortaya koymuştur. Tanzanya’da ise durum daha da vahim hale gelmiştir; seçim sonuçları sonrasında patlak veren kitlesel protestolar, hem yerel hem de uluslararası raporlara göre çok sert bir şekilde bastırılmış ve bu olaylar yüzlerce ölüme ve 2.000’den fazla tutuklamaya yol açmıştır. Muhalefet, Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği’nden, geçici bir yönetim kurulmasını talep ederek, yeni seçimlerin yapılmasını istemiştir. Tanzanya’daki seçim sonrası şiddet, yalnızca seçim sonuçlarının reddedilmesiyle sınırlı kalmamış, aynı zamanda rejimin otoriter yapısına dair daha derin bir reddedişi yansıtmıştır. Fildişi Sahili’ndeki seçim sonrası itirazlar ise daha az şiddetli olmuş, ancak yine de anlamlıdır. Alassane Ouattara’nın %89’luk zaferi ve muhalefetin dışlanması, seçim sürecinin şeffaflığına dair ciddi eleştiriler yaratmış, seçime katılım oranının düşük olması, seçimlerin meşruiyetine dair şüpheleri derinleştirmiştir. Bu durum, iktidarın meşruiyetini sorgulayan halkın bir kısmı, özellikle dışlanan muhalefet liderlerinin taraftarları tarafından daha da pekiştirilmiştir. Bu çerçevede, seçimlere katılımın düşük olması ve önemli adayların dışlanması, ülkedeki temsiliyet krizini daha da belirgin hale getirmiştir. Hükümet, bu durumu istikrar ve kalkınma ile gerekçelendirse de, derinleşen sosyal ve siyasi uçurumlar, toplumun farklı kesimlerinde derin bir güvensizlik yaratmaktadır.
Seçimsel Otoritarizm ve Meşruiyet Krizi
2025 yılında gerçekleşen seçimler, söz konusu üç ülkede, daha geniş bir “seçimsel otoritarizm” dinamiğine işaret etmektedir; bu fenomen, Schedler (2006) tarafından ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır ve iktidarların demokratik görünümlerini korurken, gerçekte politik rekabetin temellerini sarsmalarını ifade etmektedir. Kamerun, Fildişi Sahili ve Tanzanya, bu fenomeni en iyi şekilde yansıtan örneklerdir; burada seçimler, yalnızca iktidarın meşruiyetini sağlamaya yönelik formalitelere dönüşmüştür. Bu rejimler, halkın büyük bir kesimi tarafından artık meşru olarak kabul edilmemekte ve hükümetler ile halk arasındaki uçurum giderek daha derinleşmektedir. 2025 seçimlerinin sonuçları, seçimler yapıldığında dahi, büyük bir çoğunluk tarafından meşru olarak algılanmadığını ortaya koymuştur. Başka bir deyişle, bu rejimler seçimleri düzenleseler de, seçim süreçlerini sürekli olarak manipüle ederek gerçek bir rekabetin önünü kesmektedirler. Demokratik kurumlar, halkın iradesini temsil etmesi gereken yapılar, yozlaşmakta ve iktidar sahiplerinin çıkarlarını korumak için araçlar haline gelmektedir. Seçimlerin sahte bir biçimde meşruiyet sunduğu izlenimi yaratılmakta, ancak gerçekte bu durum, hükümetler ile halkları arasındaki uçurumu daha da derinleştirmektedir. Bu meşruiyet krizi sadece seçim sonuçlarıyla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda devletin kurumlarına da sirayet etmektedir; bu kurumlar, halkın beklentilerinden ve isteklerinden kopmuş bir otoriter gücün aracı olarak algılanmaktadır. Bu dinamik, yalnızca içsel gerilimlere yol açmakla kalmayıp, aynı zamanda devletin uluslararası prestiji ve siyasi istikrarı üzerinde de olumsuz etkiler yaratmaktadır.
Kaynakca
Amnesty International (2025). Titre du rapport sur la liberté de réunion/protestations, Amnesty, URL.
Dahl, R. A. (1971). Polyarchy : Participation and Opposition. Yale University Press
Human Rights Watch (2025). Titre du rapport spécifique, HRW, URL.
International IDEA (2025). Titre de la fiche/report dans Democracy Tracker — Côte d’Ivoire, IDEA, URL.
Levitsky, S., ve Way, L. (2010). Competitive Authoritarianism : Hybrid Regimes after the Cold War. Cambridge University Press
Schedler, A. (2006). Electoral Authoritarianism: The Dynamics of Unfree Competition. Lynne Rienner Publishers



Yorumlar kapalı.